Yaşadığım coğrafyanın gerçekleriyle yüzleşmek, bu topraklara borcu olan her insanın en büyük sorumluluğudur. Ben Irak’ta yaşıyorum. Kimliğimle, köklerimle bir Kürdüm. Ancak bu topraklarda yaşamak, sadece kendi halkının penceresinden bakmayı değil; hakikatin penceresinden bakmayı gerektirir çünkü bu kadim coğrafya, tek bir rengin değil, yüzyıllardır omuz omuza vermiş farklı milletlerin ortak evidir. Bu evdeki en köklü, en inkâr edilemez ortaklarımızdan biri de şüphesiz Türkmenlerdir.
Özellikle yaşadığımız Erbil, bugün ne yazık ki tehlikeli bir hafıza kaybıyla karşı karşıya. Sokaklarında yürüdüğümüz, havasını soluduğumuz bu şehirde, bazen üzülerek şahit oluyorum ki birileri Erbil’i sadece tek bir millete aitmiş gibi tamamen sahiplenmeye, bu şehrin asıl sütunlarından biri olan Türkmenleri yok saymaya, görünmez kılmaya çalışıyor. İşin daha da acı tarafı, bazı Türkmenlerin de bu baskı veya asimilasyon rüzgarı karşısında kendi köklerini inkâr etme, kimliğinden uzaklaşma eğilimine girmesidir. Bir halkın tarihi, siyasi konjonktürlere kurban edilemez.
Biz bugün nasıl bir zamana geldik? Tarih, artık gerçeklerin değil, güç sahiplerinin kendi istediklerinin, kendi ideolojilerinin anlatıldığı bir yalan dolan sahnesine dönüştürüldü. Gerçek tarihi değil, sadece duymak istedikleri tarihi yazıyorlar.
İşte tam bu noktada kendimize en can alıcı soruyu sormak zorundayız: Biz yeni neslimize, çocuklarımıza ne bırakıyoruz?
Eğer ben bugün Erbil’in tarihini çocuğuma yalanlarla, eksiklerle, bir halkı yok sayarak anlatırsam, o çocuk nasıl büyüyecek? Yalanla büyüyen bir nesil, nefretle ve cehaletle beslenir. Çocuğum bu şehrin sokaklarındaki Türkmen mirasını bilmeden büyürse, hiçbir zaman buranın gerçek tarihini kavrayamayacak. Kendi tarihini yalanlar üzerine kuran bir toplumun geleceği de sağlam olamaz.
Erbil’in gerçek tarihi, ne sadece benim anlattığımdır ne de bir başkasının siyasi hırslarıdır. Erbil’in tarihi; Türkmenlerin kültürüyle, diliyle, mimarisiyle bu şehre vurduğu silinmez mühürdür. Hakikati savunmak, Türkmenlerin bu şehirdeki varlığını ve hakkını gür bir sesle savunmak, bir Kürt olarak benim hem insani hem de vicdani görevimdir. Çocuklarımıza çarpıtılmış bir tarih değil; gerçeğin, adaletin ve her halkın hakkının teslim edildiği dürüst bir Erbil bırakmak zorundayız. Çünkü yalan üzerine kurulan hiçbir şehir, geleceğe yürüyemez.

Yorumlar kapalı.