1959 Kerkük Katliamı’na ilişkin anlatılar, ayrıntılar ve sebepler ne kadar farklılık gösterirse göstersin, bütün bu çelişkilerin ortasında değişmeyen gerçek, kurbanların en büyük bölümünü Türkmenlerin oluşturduğudur. Kurbanların sayısı konusunda farklı görüşler bulunsa da bu katliam, Türkmenlerin gözünde modern Irak devletinin kuruluşundan bu yana çağdaş Irak tarihinde maruz kaldıkları en vahşi suç ve en büyük katliamdır. Bu olay, kan ve gözyaşıyla Türkmenlerin ortak hafızasına kazınmış ve tarihlerinin en acı verici dönüm noktalarından biri olarak kalmıştır.
Bu acı felaketin her yıl anılması, kurbanların hatırlanması ve onlar için rahmet dilenmesi, ahlaki ve millî bir sorumluluktur. Aynı zamanda onlara bağlılığın ve halkımızın haklı davasını savunma kararlılığının yenilenmesinin bir parçasıdır. Ancak yalnızca şehitlere rahmet okumak, onlar için ağlamak ve bu büyük olayda yaşadıkları acıları hatırlamak, tarihin çarkını geriye çevirmeyecek veya ölüleri yeniden hayata döndürmeyecektir. Bu anma, bizi daha bilinçli ve dengeli hâle getirmelidir. Geçmişe vefa ve minnet gözüyle bakarken, aynı zamanda geleceğe yapıcı ve üretken bir ruhla ellerimizi uzatmalıyız. Geçmişin esiri olarak kalmamız mantıklı olmadığı gibi, çocuklarımızın içine kin ve başkasına karşı nefret duyguları ekmemiz de doğru değildir. Çünkü ülkeler bu şekilde inşa edilmez, toplumlar böyle ilerlemez. Uzlaşma, söylendiği gibi, geçmişi unutmak veya çatışmaların bıraktığı acıları gömmeye çalışmak anlamına gelmez. Uzlaşma, geçmişin geride bıraktığı adaletsizlik mirasını düzeltmek için birlikte çalışmak demektir.
Bu tür anma günlerinde kavramamız ve özümsememiz gereken en önemli ders, böylesi olay ve trajedilerin bir anda ortaya çıkmadığı ve tesadüflerin sonucu olmadığıdır. Bunlar, mezhepsel ve etnik gerilimi körükleyen, aynı vatanın insanları arasında toplumsal kutuplaşma, çatışma ve uzaklaşmaya yol açan birçok etkenin, adımın ve birikimin sonucunda meydana gelir.
Meselenin daha açık, mesajın daha net olması için şunu belirtmek gerekir: Türkmenler, bu katliamdan önce uzun yıllar boyunca baskıya, dışlanmaya ve kimliklerinin sorgulanmasına maruz kaldılar. Hatta bu katliamdan önce, tabiri caizse, daha acı, daha ağır ve etkileri daha uzun süren bir “beyaz katliam” yaşandı. Bu da Türkmenlerin, Irak Anayasası’nda “Araplar ve Kürtler bu vatanın ortaklarıdır” ifadesiyle bilinçli biçimde dışlanmasıydı.
Bu kasıtlı siyasi dışlama, zamanla fiziksel ve psikolojik bir yıkıma dönüştü. Türkmenler, istenmeyen bir millî unsur hâline getirildi ve şüpheyle bakılan bir toplum kesimi olarak görülmeye başlandı. Oluşan bu gergin ortam, küçük bir kıvılcımın yaşla kuruyu birlikte yakan büyük bir yangına ve nesiller boyunca hatırlanacak bir katliama dönüşmesine yol açtı. Bana göre, bu olay, öncesinde söz konusu koşullar oluşmamış olsaydı meydana gelmezdi.
Bütün toplumsal unsurlar şunu anlamalıdır: Bir toplumda belirli bir kesimi hedef alan saldırıların cezasız kalması, yalnızca o kesimi değil, toplumun tamamını daha kırılgan hâle getirir. Bu durum diğer kesimleri de benzer, hatta daha tehlikeli olaylarla karşı karşıya bırakabilir. Irak’ta yaşanan da budur. Kerkük Katliamı’nın ardından hiçbir toplumsal kesim, katliam ve trajedilerden kurtulamamıştır.
Irak’ın onlarca yıl boyunca döktüğü kan ve gözyaşı artık yeterlidir. Irak halkının kin ve nefret söylemlerinden çektiği acılar da yeterlidir. Bu nedenle toplum önderlerinin, özellikle sosyal medya platformlarının toplumsal kutuplaşma, çatışma ve düşmanlık alanlarına dönüştüğü bir dönemde, son derece dikkatli olması gerekir.
Geçmişin acılığı; çoğunluk ve azınlıklarıyla, farklı milliyetleri, dinleri ve mezhepleriyle herkesin eşitlik ve adalet içinde yaşayacağı bir geleceği inşa etmek için en güçlü motivasyon olmalıdır. Çünkü millî aidiyeti, her türlü iç ve dış tehdide karşı en güçlü güvenceye dönüştürecek olan şey, ancak eşitlik ve adalettir.
“Görüş” köşesinde yayımlanan yazılar yalnızca yazarlarının görüşlerini yansıtır ve her zaman yayın politikamızı temsil etmez.


Yorumlar kapalı.